Taşların Diliyle Sessiz Bir Tanıklık
Dörtdivan Bayramlar Kabristanı Üzerine Bir Araştırma ve Osmanlı Kabir Sanatının Estetiği
Medeniyetler, yalnızca inşa ettikleri görkemli saraylar, kurdukları devasa külliyeler veya çizdikleri haritalarla değil; ölümü nasıl karşıladıkları, ölüme ve sonrasına yükledikleri anlam dünyasıyla da tanımlanırlar. Osmanlı medeniyeti, dünyevi hayatın geçiciliğini idrak ederken, ölümün soğuk yüzünü sanatın inceliğiyle yumuşatmış ve taşı adeta lisana getirmiştir. Bu bağlamda Osmanlı mezarlıkları, birer defin alanı olmanın çok ötesinde, devrin sosyo-kültürel, estetik ve tasavvufi kodlarını bünyesinde barındıran açık hava müzeleri ve yazılı tarih belgeleridir.
İslam Sanatları Tarihi uzmanı kıymetli hocam Dr. Öğr. Üyesi Ömer Eroğlu ile birlikte gerçekleştirdiğimiz alan araştırması kapsamında, Bolu’nun tarihi derinliğe sahip Dörtdivan ilçesinde yer alan Bayramlar Köyü Kabristanlığı’nda incelemelerde bulunduk. Zamanın yıpratıcı etkisine direnen taşların arasında, Osmanlı kitabet ve taş işçiliği sanatının taşlara nasıl sirayet ettiğini bir kez daha mütalaa etme imkânı bulduk.
Kabristanda gerçekleştirdiğimiz sanatsal incelemelerde gördük ki; Osmanlı insanı mezar taşını sırf bir işaretleyici olarak tasarlamamıştır. İncelikli bir hüsn-i hat ile işlenmiş kitabeler, dönemin zevkini yansıtan serpuşlar ve taşın gövdesine nakşedilen nebati süslemeler, muhatabına doğrudan hitap eden birer diyalog unsuruna dönüşmektedir. Taşın üzerine düşen her bir sülüs veya talik hattı, ziyaretçisine dünyadaki varoluşun hakikatini hatırlatırken; kullanılan floral motifler ise rahmeti, cennet bahçelerini ve diriliş ümidini simgelemektedir.
Saha çalışmamız sırasında bizzat yerinde incelediğimiz ve kabrin adeta dili haline gelen kitabe metni, Osmanlı insanının ölüm karşısındaki duygu dünyasını ve geride kalanlara yönelik hissiyatını son derece sarsıcı ve estetik bir dille dışa vurmaktadır:
İncelenen Kitabe Metni:
"Hüve’l-BâkîGöz yaşıyla söyle tarihi mezar taşına,
Altmış yaşımda evlatlarım acele acel geldi başıma,
Hasret gittim şu cihanda bütün evlatlarıma,
Elveda olun oğul kızlarım...
Okusunlar ihlas ile Fatiha ruhuma. Fatiha.
Eylül 1335"
Taşın tepe noktasındaki "Hüve’l-Bâkî" (Baki olan yalnızca O’dur) kelam-ı kibarı, baki olan Yaratıcı ile fani olan insanoğlu arasındaki o ezeli hakikati mühürlemektedir. Kitabede yer alan manzume; altmış yaşında vefat eden bir babanın evlatlarına duyduğu hasreti, ayrılığın hüznünü ve nihayetinde geride kalanlardan talep edilen bir Fatiha beklentisini şiirsel bir nefasatla taşın hafızasına nakşetmiştir. Eylül 1335 tarihini taşıyan bu kitabe, dönemin içtimai ve duygusal iklimini günümüze taşıyan canlı bir vesika niteliğindedir.
Bolu Dörtdivan özelinde yürüttüğümüz bu saha çalışmasında incelediğimiz kitabeler, dönemin edebî üslubunu ve hat sanatındaki estetik olgunluğu gözler önüne sermektedir. Taşın üzerine kazınan her beyit, hem merhumun dünyadaki şahsiyetine ve mevkisine işaret etmekte hem de geride kalanlara derin bir irfan dersi vermektedir. Kabir taşlarının üzerinde yükselen sarık veya fes mevta hakkında biyografik veriler sunarken; hüsn-i hat ile işlenen metinler, taşın adeta yaşayan bir dille insanla sohbet etmesini sağlamaktadır.
Sanat tarihi açısından taşın ham maddesinin zarafete dönüştüğü bu eserler, bize geçmişin estetik ufku hakkında eşsiz veriler sunmaktadır. Sayın Hocam Dr. Öğr. Üyesi Ömer Eroğlu ile yürüttüğümüz bu çalışma, taşların ardındaki manevi dünyayı ve Osmanlı medeniyetinin kapsayıcı estetik anlayışını bir kez daha belgelemiş oldu. Unutulmamalıdır ki, bu taşlar sadece geçmişe ait birer kalıntı değil; bizim köklerimizle, medeniyet tasavvurumuzla kurduğumuz canlı birer bağdır.
Çalışmamızın Video Belgeseli
Araştırmamızın saha çalışmasını ve detaylı anlatımını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.